Post by Ertuğrul Taşlık
16+ Years in Digital Sales | E‑commerce Marketplaces, Data-Driven Marketing, Connected TV , Content Marketing , Programmatic Advertising | Head of Sales
Geçen gün Ayhan Sicimoğlu’nun bir story’sinde bir videoyaya denk geldim. İki büyükelçiyle (biri İngiliz, biri Fransızdı sanırım) röportaj yapılmış; Türkçe’de en beğendiğiniz kelime nedir diye soruyorlar. İkisi de sektirmeden aynı cevabı vermiş “Kolay Gelsin.” Hatta biri video da şöyle diyor; "Kendi memleketimde birine bunu söylemek istiyorum ama karşılık gelebilecek bir söylem yok, o niyeti geçiremiyorum, inanılmaz zorlanıyorum." Video bitince biraz üzerine düşündüm istemsiz bir şekilde. Ne kadar zarif bir dilimiz var, ne kadar ince düşünülmüş ve kurgulanmış diye. Sonra biraz profesyonel hayatımıza baktım nasıl karşılık buluyor diye içim karardı. Biz beyaz yakalılar olarak, her sabah birbirimize ya da iş ortaklarımıza "Kolay gelsin" diyoruz ama gerçekten o işi kolaylaştırıyor muyuz? Yoksa işin doğasında olan zorluk yetmiyormuş gibi, bir katman da biz mi çıkıyoruz üzerine? Maalesef son zamanlarda şuna çok sık rastlıyorum: En basit, en tıkır tıkır ilerlemesi gereken konu; anlamsız onay mekanizmalarıyla, "cc"lerin havada uçuştuğu maillerle, "ben dememiş olayım" korkusuyla tam bir kördüğüme dönüyor. İşin kötüsü, bu karmaşıklığı bir marifet sanan, süreci ne kadar yokuşa sürerse o kadar önemli olduğunu düşünen, bundan resmen ego tatmini sağlayan bir kitle de türedi. Dili zengin, kültürü "kolaylaştırmak" üzerine kurulu bir toplumun ferdiyiz ama pratikte sanki birbirimize engel çıkartmaktan keyif alır hale geldik. Valla işimiz zor hepimize 'Kolay Gelsin!'